Bir Gece Hikayesi

Genel

1 Ağustos 2017

Black-and-white-shot-of-woman-looking-into-a-mirror.
Onu o gece öyle, gözleri kan çanağı, yüzünde bütün hayal kırıklıkları yazılı, kendi yükünden çökmüş omuzlarıyla görünce “neyin var” dedim.
Anlamsızca silkelendi, büyük bir suç işlerken yakalanmış gibi.
“yoruldum” dedi.
Haksız sayılmazdı. Hayatımda gördüğüm en güçlü kadınlardandı.

Küçüklüğünü bilirdim.
Yapma denileni yapardı. “Koşma” derdi mesela annesi, koşardı. Düşerdi. Dizleri parçalanır, canı yanar ama “ben sana demiştim”i duymamak için asla ağlamazdı.
Dinleyerek değil, yaşayarak öğrenirdi.
Büyüdü.
Değişmedi.
Çevresinin uzak dur dediği şeylere kulağını tıkadı, içinden gelen sesi dinleyip yine de sarıldı.
Sarılmak karşılıklı ve bir yere kadardı. Her düştüğünde yine canı yandı. “ben demiştim”i duymamak için yine ağlamadı.
Babasız büyümenin getirdiği korkuları vardı.
Herkes gidebilirdi ona göre. Alışmamaya özen gösterir, baştan , sona hazırlardı kendini.
Babası onu ne kadar aramadıysa, karşısındaki o kadar arasın isterdi ve ne kadar sarılmadıysa o kadar sarılsın.
Birinin eksiklerini kapatmak için o eksikleri bilmek lazımdı aslında ama o hiç anlatmadı. Karşı taraf da bilmedi. Konya’da vapur bekler gibi bekledi anlaşılmayı. Haliyle hikayeleri hep “ bu da değilmiş”lerle bitti.
Alışkındı zaten. Karşı tarafı suçlamazdı. Her sonu kendi hazırlar, kendi dışında kimseye kırılmazdı. O da böyle biriydi.
Çok okur, mutlu sona inanırdı. Yolun yarısında değildi ama yaşayacağı daha 35- 40- 50 daha kaç yıl varsa inanırdı, o sonu bir gün mutlaka yaşayacaktı. Boşuna yazılmamıştı mutlaka onca sayfa.
Bir kitapta okumuştu “bazı gerçeklerin kimseye yararı yoktur” diye. Gerçekleri bilse de duymak istemezdi. Yalan güzelse yenirdi. Boyundan büyük duvarlar örer sonra biri gelsin yıksın isterdi.
Kimseyle değil kavgası, kendisiyleydi. Çabuk küser, zor barışırdı.
Dışardan görenler neşesine hayrandı. Çok güler, bazen eve girer girmez kapının arkasına çöküp ağlardı.
Akan rimeller, kaybedilmiş bir savaştı ona göre. Aynaya bakmadan temizlerdi savaş boyalarını. Sonra çocuk gibi bakardı aynada kendisine.
Deli gibi gelecek belki çiçeklerle konuşur, şarkılar gününün %80ini oluştururdu. Melodiyi duymaz sözü dinler kendini kuş gibi kondururdu satırların bir yerine.
Dinledikçe hüzünlenir, kanatları kırılırdı. Sağır ederdi “çat” sesi kulaklarını.
Zaman geçtikçe kendine döndü.
Ne sağlığı somut olarak oynadı bir gün yerinden, ne ölümüne evsiz barksız parasız kaldı. Neydi zoru, ne ben, ne o bildi.
Başkalarının dertleriyle yörüngesinden çıkar, atmosferde yanan yıldız gibi yanardı.
Bir elinde kadeh, diğerinde sigara varken bir gemiye bir martıya takılır uzaklaşırdı. Fonda sevdiği bir şarkı varsa bir de, dönmesi zaman alırdı.
Masada kim varsa birbirine bakar, onu anlar, kadehin dibini vurup gittiği yere içerlerdi.
Kim bilir hangi aşkı yaşardı gittiği yerde yada neyle hesaplaşırdı.
Annesi en büyük handikapıydı aslında. Yalnız bir kadının gücüyle büyüdü ve annesinde neden şikayet ettiyse ona sahip oldu.
Ben kendim yaparım hastalığına yakalanmıştı ve ayakları yere sağlam basardı.
Sevmediği birine kendisine sağlayacağı imkanlar için katlanmazdı. İnsanlar zaman zaman neleri geri çevirdiğine hayretle bakarlardı.
Para kazanılan ve kaybedilen bir şeydi.
Hiçbir zaman para benim için önemli değil demediyse de yat kat at isteyip, bunların peşine düşmedi.
Olmayacak insanlara kaptıracakken sıyırdı attı kendini. Elalem ne der diye vazgeçmedi, ben kendime ne derim diye vazgeçti. Sınav dedi. Mükafat olarak kendisine sarıldı. Uykuya dalarken içi rahattı.
Kimle ne yaşadıysa hepsini sevdi ve haddinden fazla sevildi. Ne yüzükler geldi parmağında değil kıyıda köşede bekledi.
Hayatından çıkanların çoğu ondan hemen sonra evlendi.
Aldığı haberlere üzüldü mü derseniz tam tersine onlar adına sevindi.
Hiç aşık oldu mu bilmiyorum ama biten hiçbir şeyi özlemedi. O yaşayamadıklarına içer, dertlenirdi. Bir de sokaktaki hayvanlara.
Onlara uzattığı eli, hiçbiri geri çevirmediğinden olsa gerek, hepsini alıp eve götürmek gibi ütopik istekleri vardı.
Her şeyi biriktirir ağlamak için kolunu sağa sola çarpmayı beklerdi.
Neden bilmiyorum güç aradı aslında. Hiçbir konuda hiçbir şeyi kabul etmese de yapamayacağı noktada bunu yüzüne vurmadan, sırtını yaslayabileceği birini istedi, olmadı. Hoş, bunu beklemek bütün hayvanları eve alıp götürmekten daha ütopikti zaten.
Zaaflarını paylaşmadı ama neyi varsa döktü ortaya gizlisi saklısı olmadı. Geçmişiyle gurur duyardı.
Kendine has tepkileri oldu. Kişiliğinden çıkmadı. İyiliğe karşılık iyilik beklemez, nankörlük edilmesin yeter diyenlerdendi.
İnsanlar onun hayatını niye zorlaştırırdı bilmiyorum çünkü o bunu zaten kendisine yapardı.
İyi bir şey duyduğunda kulaklarına inanamazdı. Özgüven sıkıntısı vardı bence. Güzel olan hiçbir şeyi kendine yakıştırmazdı.
Hep bir yetemem ben duygusu. ne yazık.
Bütüne bakmaz, küçücük şeyleri toplar bir gün patlardı. Bir anda kalkıp gitme özelliğinden mütevellit her zaman kapıya yakın tarafta otururdu.
O inanmaya can atarken, araştırmadan soruşturmadan karıştırmadan dökerdi Allah önüne yağmur gibi gizli saklı herşeyi.
Allahın sevdiği kuluydu bence hep direkten dönerdi.
Zaten kendi gibi hayat da kısaydı. Ve kendi kendine her şeyle mücadele ederdi. Annesi yada abisinin ölümünden başka onu ne yıkabilirdi? Bunun dışındakiler en fazla belini biraz bükerdi.
Ne kadar şikayet etse de “Bir ihtimal var o da ölmek mi dersin?” diye sorsan yine de “yaşamak” derdi.
Şöyle bir bakınca ne derdi var ki der insanlar.yaşıyor, ne isterse yapıyor, yiyor, içiyor , gülüyor, eğleniyor. İnsanların başına tonlarca felaket gelmesine gerek var mı derdi olması için bilmiyorum.
Kendi kendine mücadele ederek sahip olduğu tüm imkanlar yormuştur belki. Bu da bir bedelse ödüyordur işte.
Derinlerde bir yerlerde bir yarası vardır belki kendi de bilmiyordur. Bilmiyordur neden böyle bir yükselip bir alçaldığını.
Bir an mutluyken bir anda mutsuzluğa koşmayı.
En son biri vardı.Yine biliyordu olmayacağını da can çıkar huy çıkmazdı.
Zaten nerde olmayacak şey var ordaydı.
Rakının yanına iki çay söylerlerdi biri açıktı.
Biri kışsa diğeri yazdı. Biri anda kalmak istedi, diğeri sonsuz olmak.
Yanyanayken birbirlerine, “Yapamıyoruz. Bitsin.” dediklerinde kadehlere sarılırlardı.
Defalarca dener, defalarca yanılırlardı.
Ne onurları kalırdı zaman zaman, ne gururları.
Bir müddet sonra öğrendiler giderken çıktıkları kapıyı çarpmamayı.
Her yeni başlangıçları sanki bütün bildikleri gerçeklere inattı ve BİR SONRAKİ AYRILIKTAN GERİYE SAYIMDI.

Biliyorum kalbi daha fazla dayanmayacak, duracaktı.
Birkaç çizgi daha eklenecek ifadesine, biraz daha yorgun görünecek, sorana iyiyim diyecek.
Gücünü topladığı ilk gecenin sabahında yeniden başlayacaktı.

kendimi o gece öyle, gözlerim kan çanağı, yüzümde bütün hayal kırıklıkları yazılı, kendi yükümden çökmüş omuzlarımla aynada görünce, bunları söyledim.

Ben yıllar sonra o gece ilk defa kendimle yüzleştim.